13/12/2008 - Bir Elif Miktarı Gülümse

Hiçbir filiz kendi gölgesinden öte bir yerde ölümü tatmamıştır..”
Ey gözlerime bahşedilmiş mucize,
Ey yüreğime hediye edilmiş Cennet kokusu,
Ey nefesime serpiştirilmiş bir yudum taze hayat,
Kan ter içinde susuz dudaklarıyla ve semâya dönen dualarıyla “ bir avuç deryâ’yı “ dileyen bir Haziran Cumartesi vaktinden düşüyorum sen kokan bu satırları..Vaveylâ eden bir öğle saatinde bulunduğun yerin deli rüzgarlarında düşlüyorum seni..Deli esen rüzgara inat başını eğmeyen gözlerine baka baka seni sevdiğimi haykırıyorum dua dua.... Kulağımda yankılan Cennet şarkılarıyla yeniden huzuru doldururken seni çekiyorum içime.. Toprak kokan benliğimle deniz kokan türkülerin söylendiği yüreğine akıyorum.. Sen mavi bir deryâ, ben sana kavuşmayı arzulayan - ruhi haliyle- Leylâ.. Sana gelen yollarıma sunulmuş tüm engelleri teker teker aşarak sana koşuyorum. Yüreğimde toprak kokusu, yüreğimde sana bir an evvel kavuşma çoşkusu..Hadi sevgiliKapılarını, perdelerini sonuna kadar arala.. Mevcudiyetinin ve geleceğinin tek idamesi / gayesi koca yürekli “ umut “ sayfalarına bir “ Elif “ miktarı “gül”ümse olmaya geliyorum.. Heybemde yetiştirirken her nefesine bir “ Elif “ miktarı huzuru kattığım birkaç sevda gülü ve nefesimde Cennet tahayyülü ile sana koşmaktayım..Yıllarca sana sakladığım yüreğimi benden emin olana “ sana “ katmaya geliyorum.. Yollarım sana, menzilim sana..Kan ter içinde kalan Haziran ayının aksine ben “ senin gözlerinde “ yaşlanmayı diliyorum.Senin mevcudiyetine idrakim tamamdır artık.. Gayri benliğim senin varlığında sonlansın sevgilim…Çünkü biz bir mucizenin gerçeğe en yakın halinde sevdik birbirimizi.. Biz ki; dallarında bir “ Elif “ miktarı huzur, köklerindeki taze umutları taşıyan gül-i râna’nın sevdaya sunulan bir avuç mutluluğuyuz..
Tedavülü çoktan kalkmış bir ömrün peyderpey yeniden yaşatılması değil bizim sevdamız. Bitkisel hayatta yaşayan bir bedene yeniden ömür biçmek degil yaşadıklarımız.. Ayrı gökyüzüne aynı gözle bakan bir sevdanın en yalın haliyiz.. Tümceleri sevda ile nakış edilmiş cümlenin içinde yüreği Cennet kokan bir özneyle ile bir yüklemiz.. Biz ki toprağın suya hasret kaldığı zaman diliminde gökten düşen - bir “ Elif “ miktarı “gül”ümse’yiz.. Şimdi sevme zamanı.. Şimdi kavuşma zamanı..Gökten inen nurun toprakla kavuşmasında temaşa edilen mucizenin kelimelere dökülen haliyiz biz.. Sen ve ben bir’iz..Sen ve ben hep biziz.. Biz ki ;bir “ Elif “ miktarı huzuruz yetim ceylanlara hediye edilen.. Biz ki; taze gülüz nadasa bırakılmış topraklarda yeniden yeşeren.. Ve biz ki, birbirimizin kaderine yazılmış bir ömürlük sevdayız yıllarca kıyıda köşede delice beklenilen…
Nefesindeki hayatla soluklandığım saklı sevdam,
Sevda mucizesinin yeniden tezahür ettiği gözlerine yaşat beni.. Sonra da yeşil Cennetindeki gonca güllerinle sar beni…Hadi sevgili durma öyle.. Mavi bilyelerin cam soğukluğunda üşüyen yüreğimi sıcak şefkatinle kundakla. Üzerinde ütüsüz gömleği bir de yamalı pantolonu ile sana koşan bu adamı ilkokul cağındaki örgülü saçlarıyla siyah- beyaz fotoğraflara bile renk katan yaşı küçük ama yüreği büyük o kahve gözlü kızın yüreğine al..Gözlerinde her gün tekrarlanan bayram sabahlarının güzelliğine kat beni.. Baktığın her gökyüzünde benim gülen yüzümü görebilecek kadar benimse beni..Bir an tıkanan hayatın içinde anlamını idrak edemediğimiz ama onsuz mevcudiyetimizi idame ettiremediğimiz nefesinle sev beni.. İçine çek beni.. Taaa ciğerlerine doldur beni. Uzaklığımı unut, nefesime sokul.. Şah damarlarımdan bir an bile ayrılma sevgili.. Yoğunluktan bitap düşen yüreğimi nefesinle tazelendir.. Hadi el gibi sevgili durma yanımda . Ne olursa olsun yaşat beni yaşadığın sevdanın en yalın zamanında.. Kapı zile basan kişinin aşikâr olmasına inat sen hep benden başka her şeyi unutacak kadar sev beni..
Hadi sevgili.. Bu Cumartesi bana memleketinden güneşler topla heybene..Biraz da deli esen rüzgardan doldur eteklerine..Bana gelirken toz toprak koksun yüreğin… Ellerin ise huzur… Şimdi seni bekliyorum aynı gökyüzünün altında. Sana kanatlanmak üzereyim.. Hicretim sana.. Yollarım sana… Menzilim sanadır..
Unutmadan sevgili.. Gözlerimi kapattım.. Hani her zaman sana dediğim gibi” bir gün gözlerine bir şey olur da bir göz gerekirse karanlıklarına.. İşte bak yine gözlerimi sana verdim.. Kapattım ışıklarımı.. Annemin tülbentiyle perdeledim güneşi.. Sağım- solum karanlık mı sanıyorsun şimdi.. Tut ellerimi şimdi.. Gözlerin ışığım, adımların adımlarım olsun…Hadi gözlerimi kapattım ve kulağımda Cennet şarkılarıyla çoşarken kulağına fısıldıyorum sevgili…
“ Senden başka her şeyi unutacak kadar seviyorum seni ..."
………...
Hep bir “ Elif “ miktarı “gül”ümse ne olur…
Çünkü; gülmek sana yakışıyor.....
Gülümse ne olur…
Gülümsediğin,
Bende yaşadığın,
Beni “ sende “ yaşattığın için
“ Eyvallah sevgili eyvallah….”
İsmail Sarıgene
23 Haziran 2007 17.30
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/12/2008 - Neydi İçimdeki Karanlığın Adı

Neydi içimdeki karanlığın adı? Her zaman içimde bir yerlerde siz görmeseniz de… İçim kararıyor… Özenle yaptığım tek şey sonumu hazırlamak…
İçimdeki karanlığı büyütüyorum herkesten gizleyerek… Uzaklaşsanız da benden, dokunmasanız da içimdeki karanlığa anlamalısınız beni, içimdekileri. Karanlık… Gittikçe büyüyorlar içimde ve ben dur diyemeyecek kadar yorgunum onlara… Katlanamıyorum size anlamıyor musunuz? Hiçbir şey sandığınız kadar kolay değil hem de hiçbir şey…
Açtığınız boşluğu saklamak için kendimden, daha büyüğünü yaratıyorum içimde… Ne alaycı biriyim aslında nede acımasız… Sadece anlıyorum çoğu şeyi hatta sizin anlamadıklarınızı bile… Bu yüzden belki de yaptıklarım, yapacaklarım
Her şeyin kurtuluşu açık aslında… Kimse yokken uçmak… Her şeyin sonu hayatın, acının, benim… Karanlık beni çağırıyor içine… Tutunacak dallarımı çoktan kırdınız… Gidiyorum… Gökyüzünde her şey farklı… Her şeyin sonu geliyor benimde…
Neydi içimdeki karanlığın adı? Ölüm mü? …
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
2/11/2008 - Anladım...
 
 Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını, kendimi bulduğumda anladım.
 Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış, Kendi yolumu çizdiğimde anladım.
 Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil.. Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
 Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış, Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım...
 Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden, Neden hiç ağlamadığını anladım..
 Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş, Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
 Bir insanı herhangi biri kırabilir, Ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş, Çok acıttığında anladım..
 Fakat, hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını, Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
 Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet, Yüreğini elime koyduğunda anladım..
 'Sana ihtiyacım var, gel!' diyebilmekmiş güçlü olmak, Sana ''git'' dediğimde anladım.. Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek, Git dediklerinde gittiğimde anladım..
 Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, Her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan, Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım...
 Özür dilemek değil, ''Affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım..
 Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş, Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış, Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
 Ölürcesine isteyen, beklemez, Sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi, Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım..
 Sevgi emekmiş, Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar... Sevmekmiş...
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
1/11/2008 - Sahte Dostların Eline Düşürme Allah'ım...

Sahte Dostların Eline Düşürme Allah'ım Dost var; uğrunda ölünür... Dost var; uğrunda can vermek bile 'ucuz' kalır.. Dost var; sevdiği insana bir zarar gelecek endişesiyle, Akrep, çıyan yuvalarını topuğuyla kapar... Bunu yapmak yetmez dost için... Sevdiği insan uğruna ömrünü verir. Verilen bir ömürdür... Bir yılını, iki yılını, on yılını, yirmi yılını değil, 'ömrünü' vermiştir... Dost var; Sevdiği insanın uğruna ölmeye hazırdır. Düşmanlar gelecek, katletmek istedikleri Nebi'nin yatağında vefalı bir genç, delikanlıyı bulacaktır... Bu delikanlı dosttur... Ve hep 'dost' kalmıştır. Dost var; güle benzer... O kadar güzel kokar ki, dikenlerinin verdiği acı hissedilmez... Bir de dost var ki, dikenlerinin yol açtığı kan ve yara korkusundan, gül rayihasını almak mümkün değildir. Dost var; hazmedemez... Sindirim sistemi bozuktur... Dost var; fırına girmeyi sevmez... Ama, ekmeği herkesten önce böler... Dost var; sözü itibarsız senettir... Güvenirseniz müflis olursunuz... Dost var; yollarda bırakır... Böylesiyle adım bile atılmaz. Yola beraber çıkmak, neticeyi kabullenmektir. Dost var; düşmandan tek farkı, biraz daha mütebessimdir. Ama bir düşmeye gör; düşmanın 'kahkahaları', O'nun 'tebessümünün' yanında 'sessiz' kalır. Dost var; Iyiliğini istemez... Düşman için önüne bir taş da o kayar. Sonra bu da yetmez 'dost' için! .. 'Belki benim koyduğum taşla düşmez' diye, senin düşmanına da, 'şuraya ip germeyi unutma' diye tembihte bulunur. Dost var sadece yüzüne güler... Arkandan vurmak, hançerlemek için 'malzeme' arar. Hiçbir fırsatı kaçırmaz. Lakin bunlar da 'dosttur'! .. 'Düşmanım' diyemeyeceğimiz dostlar! ... Böylelerini görünce oturur bir köşede ağlar; 'Dostların eline düşürme Allah'ım' dersiniz. Ah! Hz.Ebu Bekir..., Ah! Hz.Ali... Müslümanlığı sizlerden öğrendik. Keşke dostluğu ve vefayı da sizlerden öğrenebilseydik...
          
" ışık var olduğu sürece gölge de olacak... onu dinle; yüreğinin ışığı gölgesini bulacak..."
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
1/11/2008 - Nerdesin Be Anne

Kainatin Itinayla Kurulmus Bu Düzeninde Hazir,Senin Yerin... Neden Güzel Kokuyordu Bana SIMSIKI Sarildiginde O Tenin, Cennetin Sularinda Yikanmisdi Sanki,Beni Oksayan O Ellerin... Nede Güzel Sesleniyordun Bana Bir Zamanlar, Sabahlari Okula Gönderirken,Nede Güzel Bakiyordu Bana O Gözlerin,
Boslugun Dolmuyor, Kokun Gitmiyor Bu Evden Anne, Her Gece Ariyorum Ellerini,Bakiyorum Resimlerine, Hergece Öpüyorum Birtanesini,Bastiriyorum SIMSIKI Gögsüme, Dört Mevsim Durmaksizin Akitiyorum Gösyaslarimi Bir Pinar Gibi, Haykiriyorum Susmaksizin,Oyuncagini Kaybetmis Bir Cocuk Gibi, Bana Bakan O Gözlerini Ariyorum Simdi Anne, Sensiz Olmuyor, Aci Veriyor Bana Bu Hayat, Nerdesin Be Anne,Gel Kurtar Beni,Gelde Al Yanina Be Anne...
Hatirliyorum da, Hic Unutmam O Cocukluk Günlerimi, Usulca Odama Girip, Üzerimden Düsen Battaniyemi Cektigin O Günleri, Beni Uyandirmadan Hafifce Egilip, Yanagima Kondurdugun O Buseyi, Hele O Özledigim Cennet Kokusu Var ya Anne.? Iste Onu Cekiyorum Icime,Bir Nefes Gibi Hergece, Saat Gecde Olsa Ozaman Anca Yatabiliyorum Be Anne...
Biliyorum Simdi, Buralarda Biryerdesin, Hatta Yani Basimda Biryerde,Beni Dinlemektesin.., Bir Sicaklik Vuruyor Yüzüme Anne,Sahi Suan da Nerdesin.? Kapattim Bak Gözlerimi,Uzattim Kollarimi, Actim Ellerimi, Ariyorum Suanda Odamda,Hani Eskiden Beraber Oynardik ya,Neydi Ismi, Hani Ebe Sen Olurdun, Ben Kacardim, Sen Beni Kovalamakdan Yorulurdun, Bak Simdi Sira Bende Anne, Bak Simdi Benim Ebe, Hadi Bak Uzattim Kollarimi Sana, Actim Ellerimi, Hadi Masuscukdan Dokundur Bana, O Güzel Ellerini, Hadi Bir Kez Olsun Görün Bana, Ne Olur Birkez Olsun Seslen Bana Be, Anne...
Biliyorum,Hissediyorum Simdi,Beni Izlemektesin, Bir Kerecik Görün Bana,Hadi Birkerecik Ne Olur Be Ana, Biliyorum Bunu Sende Cok Istersin,Biliyorum ki Cagiramazsin Beni Yanina, Ama Duyuyorsun Beni,Hic Degilse Bunu Biliyorum Be Anne, Bari Son Kez Saril Bu Evladina,Koklayim Azicik Seni, Bari Son Kez Dokundur Ellerini Yanaklarima, Hic Degilse Son Kez Be Anne..
En Kiza Zamanda Bir Yer Ayir Banada Yaninda, Elbet Birgün,Bende Gelicem Nasil Olsa Yanina, Biliyorum Suanda Beni Dinliyorsun, Ve Biliyorum ki Bunu Sende Cok Istiyorsun, Seni Ariyorum Anne,Sesinden Yoksun Bu Kücücük Odamda.. Seni Ariyorum Hergece, Neredesin Be Anne..
Varligin Olmasada, Kokun Sinmis Yastigima,Yorganima, Hergece Anne,Hergece Icin Icin Seni Koklasamda, Yüregim Sizliyor,Hicbir Sey Unutturamiyor Seni Bana, Hakkin Benzeri Yok,Vasfin Emsalsiz Bu Dunyada, Yerin Dolmuyor,Yerini Alamazlarda, Annelik Bu Be Kolay mi,Herkese Bagislanmiyor, Annelik Bu Be Kolay mi,Rabbim Herkese Bagislamazda..
Bir Gülüsünü, Bir Kerecik Öpüsünü, Kim Verebilir ki Baska Bana, Bana Bagirip Cagirisini,Benim Icin Döktügün Bir Damla Gözyasini, Senin Kadar Icten Kim Dökebilir ki,Kim Sarilabilir ki Bana, Kim Senin Kadar Sicak 'Yavrum,Canim Benim' Diyebilir ki Bu Dünyada.. Annelik Bu Be Kolay mi,Rabbim Herkese Bagislamiyor,Bagislamazda..
Seni Özlüyorum Cennet Kokulum, Gittigin Günden Beri,Ne Varligim Belli, Nede Yoklugum.. Senin Hasretin Bambaska Be Anne, Seni Ariyorum..Hergece Seni...Cagir Beni Yanina 'Gel ' de.. Ne Olur 'Gel' de, Seni Özlüyorum, Nerdesin Be Anne...
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
1/11/2008 - Cenazeme Gelİr Mİsİn?

Biliyorum, hiç beklemiyordun bu daveti. Birden geliverdi değil mi? Ansızın vurdu şakağına; saçaktan düşen buzdan kılıçlar gibi. Şaşırdın. Huzurunun göbeğine irice bir taş savruldu; halka halka titremede gönlünün düştüğü göl şimdi. Neşesi kaçtı vaktin; sevinçlerini pervane ettiğin mumlar titredi, bitti. Akrep ve yelkovanın ayakları dolandı; beklediğin “az sonra”lar havada asılı kaldı. Hüznün ölü kelebekleri kıpırdadı, sızılandı. Aşinâlığın tadı bozuldu; acının ketum, kekre sütunları devrildi göğsüne. Başını yasladığın uzun saatler, uzanıp uyuduğun bitmez günler vaadlerini yerine getiremeyeceklerini söylediler; yüzleri yerde, mahçup. Oyala(n)dığın ağaç gölgeleri çekildi üzerinden. Avunduğun/avuttuğun haz perdeleri parelendi. Gözlerini ıslatamadan giden yağmurlar elindeki şemsiyeyi uçurdu. Konforunu bozmamak için parmak uçlarına basa basa odana giren, kalbini kanatmadan usulca gidiveren uzak acılar yakana dolandı şimdi.
“Daha dün konuşmuştuk ama...” diyorsun. “Ama nasıl olur!”lar çekip çekiştiriyor iki yakanı.
“Hiç beklenmedik bir ölüm!” “Vakitsiz” “Erken!” “Sürpriz!”
İşine ara vereceksin bugün... Kocaman bir pürüz olup çıkıverdim karşına. Hızını kestim hayatının. Üzerine saldım kaygılarını. Köşe bucak kaçtığın korkulara sobelettim seni. Ölümle arana koyduğun duvarı yıktım.
“Ölüm bize de yaklaşırmış/yakışırmış” dedin. “Ölmesi kanıksanmış, ölünesi bir yaştayız artık.”
“Rahmetli...” sıfatını ismimin üzerine yumuşak bir şal gibi atıvereceksin.
İki yakasında da eksiğim İstanbul’un.
Vapurların hiçbiri beklemiyor beni iskelede. Ben öldüm diye şeritleri eksilmedi otoyolların.
Hayret! Ben öldüm bu defa... Şimdiye kadar hep başkalarıydı ölen.
Gitsen de bir gitmesen de bir, bir cenaze olacak cami avlularından birinde...
Seni bilmem ama ben bu cenazeye mutlaka gitmeliyim. Ayıp olur, çok ayıp... Davetlilerin yüzüne bakamam sonra. Dediği gibi şairin, bir musallâlık saltanatım bu benim. Başroldeyim. Toprağa konulacak adam rolü benim. Ardından ağlanılacak adamı ben oynayacağım. Hiç itirazsız karanlığa uzanmak bana düştü bu defa. Üzerine toprak atılan adamı... Unutulmuşluklar altında yüzü erimeye bırakılan adamı... Hüzünlerin münasebetsiz müsebbibi olacak adamı... Ayakkabısı kendisini beklerken bağları çözülecek adamı.... Elbiseleri evden çıkarılacak adamı... Ben oynayacağım.
Yatağı soğuk kalacak adamı... Akşam eve dönmeyecek adamı... Kapıyı çalması beklenmeyecek adamı... Sofrada yeri olmayacak adamı... Adı telefon rehberinden silinecek adamı... Şehrin dudaklarından yarım ağız çıkmış bir hece gibi önemsizleşecek adamı.... Ben oynayacağım. Sevinçlerin ortasına en fazla bir hıçkırık gibi sokulsa bile hatıraların eşiğinden yüz geri edilecek adamı... Resmine bakıp bakıp da ağlanacak (yoksa ağlanılmayacak mı?) adamı... “Adı neydi... Hani..!” diye yokluğu kanıksanacak adamı... Soluk bir resimde mahzun bir tebessümün ardında aşklarını saklayan, susturan adamı... Ben oynuyorum bugün...
Sahnedeyim.
Beklerim.
En öndeki olmalısın ayakta duranların. En dik duranı.
İşte davetiyen:
Canını çok seven, her günün sabahında burada sonsuzca yaşayacağına yeniden kanan,
her lezzetin tükenişinde ölümün yanına uğradığını unutan,
her hazzın zirvesinde yakasındaki ölümlü etiketini isteyerek düşüren,
her yaz sıcağında içi dünyaya iyiden iyiye ısınan,
doğduğu yılın rakamının büyüklüğünün kendisini kabirden uzak tuttuğunu sanarak avunan,
kalbinin her atışında ölümlerden döndüğünün farkında olmayan,
damarlarının bir köşesinde ansızın geliverecek pıhtılardan yapılmış veda haberleri saklayan,
ayrılıkların çatlaklarından giren hüzünleri ölümün nefesi gibi yudumlayan,
sevenlerinin gözlerinin ışığına sığınarak ısınan,
unutulmayı, yok sayılmayı en ürkütücü uçurum bilen,
güzelliğini aynaların kırıklarında arayan,
toprağa girmeye üşenen,
uzun süredir aramızda yaşayan dostumuz, arkadaşımız, sırdaşımız, kardeşimiz, babamız, evladımız, şimdilik unutmayacağımızı umduğumuz, bir süre unutmaktan utanacağımız, sonra unutacağımız, en sonunda unuttuğumuzu da unutacağımız senai demirci
doğduğu gün yakalandığı fanilik hastalığından, uzun süredir yatalak olmasına yol açan “her nefis ölümü tadacaktır!” yarasından, ömür boyu sancısını çektiği amansız yaşama rahatsızlığından kurtulup aramızdan ayrıl[maya ayarlan]mıştır.
Cenazesi -umulur ki- en uzak zamanda, sızılarının köşe başlarında kılınan cenaze namazını takiben kaldırılacak, gözünden (belki gönlünden) uzak bir yerde unutuluş toprağına gömülecektir...
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
1/11/2008 - Bizken Ben Olduk
 Çocukluğumu düşünüyordum. Sokaklarda, gecelere kadar oyunlar oynadığımız, susadığımızda komşumuzdan su istediğimiz, acıktığımızda hiç çekinmeden ekmek isteyebildiğimiz çocukluğumu... Çok mu güzeldi diye merak edeceksiniz şimdi? Evet her şeyimiz çok azdı belki ama çok güzeldi. Annemler bir yere gitmek zorunda kaldığında " okuldan gelince doğru Kezban Teyzen´ e git, o seni doyurur, sakın onun sözünden çıkma" dediği komşularımız vardı. Bayramlarda el öpmeye giderdik, harçlıklar, şekerler toplardık, büyük bir mutlulukla. "Biz" yaşardık, birlik yaşardık. Ne güzelmiş, şimdi anlayabiliyorum. Mahallemizde biri hasta olsa toplanır giderdik, çayını, çorbasını vermeğe... Bahçelerde yapılması gereken işler mi var hurra herkes o bahçede toplanırdı... Bayramda da bizdik, seyranda da, hastalıkta da, düğünde de, ölümde de... Biz gibi yaşardık, birlikte... Küçücük çocuklar kilometrelerce uzaktaki okula yalnız giderdik, korkmazdık; bizim gibiydi herkes.. Büyükler büyüklüğünden bir şey kaybetmemişti daha küçükler, küçüklüğünden. Ar vardı, utanma vardı, saygı vardı. Çünkü biz gibi yaşıyorduk. Birlikte yaşıyorduk. Bir hastaya bakmasak en azından çevreden gelecek tepkiden utanırdık. Bir düşküne yardım etmemek olmazdı. Maazallah ilk önce konu komşu tefe koyardı insanı... Zaman geçti, dünya değişti... Biz yaşarken birde baktım ki, ben yaşamaya başlamışız. Bencil yaşamaya başlamışız. Komşumuzdan haberimiz bile yok; kimdir, nedir, ne derdi var?... Yolda birini görsek yardıma muhtaç, yaklaşmaya korkar olduk. En kötüsü de umursamaz olduk. Öyle bir ben yaşantısı içindeyiz ki; yolda gördüğümüz yaralıyı, arabanın koltuğu kanlanacak diye hastaneye götürmeyecek kadar insanlıksız olduk... Korkuyorum... Çocuklarımdan utanıyorum... Onlara biz kelimesinin ne anlama geldiğini gösterememekten korkum ve utancım... Çocuklarıma, çocuklarımıza böyle bir yaşam sunuyor olmaktan utanç duyuyorum. Hiç bahçelerde oynayamadıklarının hesabını nasıl vereceğim? Komşu kelimesinin gerçek anlamını onlara öğretememenin hesabını ya da her gün onlara "sakın ben evde yokken kapıyı kimseye açma" derken, nasıl Tanrı misafiri kavramından bahsedeceğim? Bizi ben yapan ne, ne oluyor canım ilişkilere, ne oluyor insanlığımıza? Nasıl bakacağız çocuklarımızın yüzüne? Bizken ben olduk yazık hepimize!
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda

susarım bazen,
anlatamam derdimi,
gözyaşlarımı görmez kimse,
'ağladım'derim,
ağladığımı bilirsin en fazla
dokunamazsın,saramazsın yaralarımı..
sende susarsın,
bu susuş bana ses olur,
anlamazsın!
Seninde acıların vardır elbet
söyleyemediğin
konuşsan daha çok kanar mı?
oysa dinlerim ben seni
çare olamam yaralarına ama,
'konuş'diyene kadar dinlerim..
çok sevdiğin istanbula gece erken iniyor artık
gecelerle yaşıyorum ben
kendimi siyahlara saklıyorum
çalınmış çocukluğuma inat,
|